Kromozom Sayı ve Yapısındaki Değişimler
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Mendel Genetiği
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Nükleik Asitler
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Canlılarda Enerji Donusumleri
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Biyoloji Dersine Nasıl Çalısmalıyız?
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
www.biyolojidefteri.com
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Canlıların Ortak Özellikleri
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
www.biyolojidefteri.com
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
Mitoz ve Eşeysiz Üreme
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
www.biyolojidefteri.com
Hayatın Dilini Öğrenmek İçin...
İki günü eşit olan aldanmıştır.Hz. MUHAMMED ( S.A.V ) +++++++ Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir. M. KEMAL ATATÜRK +++++++ İlim Çin'de de olsa gidip alınız. Hz. MUHAMMED ( S.A.V ) +++++++ Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. M. KEMAL ATATÜRK +++++++ Yeryüzündeki alimler, gökteki yıldızlar gibidir. Hz. MUHAMMED ( S.A.V ) +++++++ Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Sakın beşincisi olma, helak olursun. Hz. MUHAMMED ( S.A.V )

Canlı hücrenin temel yapısı organik ve inorganik bileşenlerin belli bir kompozisyonda bir araya gelmesinden oluşur.

canlı bileşenleri

İnorganik Bileşenler

Canlı vücudunda sentezlenmediği için dışarıdan hazır olarak alınan, sindirime uğramadan hücre zarından geçebilen ve enerji elde etme amacıyla kullanılması mümkün olmayan kimyasallardır. Bu maddeler, hücrenin yapısına katılır, metabolik faaliyetlerde düzenleyici olarak görev yapar ve yıpranan dokuların onarılmasında görev alır.

Su

Canlı vücudunun büyük bir kısmı su moleküllerinden oluşmuştur.  Bazı vücut bölümlerinde bulunan su oranları şöyle sıralanabilir.

Diş minesinin %2’si, kemiğin %20’si, beynin %85’i, embriyonun %97’si ve tüm vücudun %60’ı sudur.

Su, sahip olduğu özellikler ile yaşamın vazgeçilmez bir öğesidir. Örneğin bitkiler tarafından gerçekleştirilen fotosentez olayının temel maddelerinden biri sudur. Yine suyun yapısındaki oksijen, ayrıştırılarak fofotosentez sonucu atmosfere verilerek bizim solunumumuz için gereken oksijeni sağlar.

Su molekülleri arasında bulunan dörtlü hidrojen bağları, suyun vazgeçilmez özellikler kazanmasının altında yatan temel sebeptir. Bu bağlar, su moleküllerindeki pozitif yüklü hidrojenler ile negatif yüklü oksijen atomları arasındaki çekimden doğar.

Su moleküllerinin hidrojen bağlarıyla bağlanarak bir arada bulunmasıkohezyonkuvveti olarak adlandırılır. Kohezyon kuvveti etkisiyle su, bitkilerin iletim demeti elemanlarında kesintisiz bir sütun şeklinde uzanır. Bu şekilde su molekülleri bitkide yer çekimine zıt olarak metrelerce yukarı taşınabilir.

Bu taşınımda, su molekülleri ile bitkinin iletim demeti elemanları arasındaki çekim kuvveti de önemli rol oynar. Su molekülleri ile farklı moleküller arasındaki çekim kuvveti iseadhezyonkuvveti olarak adlandırılır.

O halde bitkilerde suyun taşınmasında hem kohezyon, hem de adhezyon kuvvetleri etkilidir.

Suyun, yüzeydeki molekülleri arasında oluşan kuvvet ise yüzey gerilimi adını alır. Bu kuvvet sayesinde suyun yüzeyi gerilmiş bir zar özelliği gösterir.  Bazı böcekler, bu özellikten faydalanarak su üzerinde yürüyebilir.

Suyun Dünya’yı yaşanabilir kılan en önemli özelliklerinden bir tanesi ise öz ısısının yüksek olmasıdır. Öz ısı, bir maddenin bir gramının sıcaklığını 1oC artırmak için verilmesi gereken ısı enerjisi miktarını ifade eder.

Buradan hareketle, suyun geç ısınıp geç soğuduğu sonucuna ulaşabiliriz. Bu özellik sayesinde denize kıyısı olan coğrafi alanlarda gece ile gündüz arasındaki sıcaklık değişimleri çok az olmaktadır. Ancak çöller gibi suyun çok az bulunduğu ortamlarda gece ile gündüz arasındaki sıcaklık değişimleri son derece fazla olmakta ve ortam birçok yaşam formu için elverişsiz hale gelmektedir. Su molekülleri gündüz saatlerinde soğurdukları enerjiyi akşam saatlerinde ortama geri salmaktadır.

Su aynı zamanda öz ısınının yüksek olmasından dolayı, terleme neticesinde vücut sıcaklığının istenmeyen seviyede artmasını da engeller. Buna ilave olarak buharlaşan ter yine vücut sıcaklığını düşürmeye yardımcıdır.

Su çok önemli bir çözücüdür. Bu nedenle biyolojik tepkimeler sulu ortamlarda gerçekleşir. Suyun çözücü olduğu çözeltilere sulu çözeltiler denir. Örneğin, sofra tuzu ( NaCl ) su içerisine atıldığında, Na+ve Cl-iyonlarına ayrışır. Na+iyonları suyun – yüklü oksijen ucuna, Cl-iyonları ise suyun + yüklü hidrojen ucuna doğru gelir. Sonuç olarak sodyum ve klor iyonları su molekülleri tarafından kuşatılmış olur.

Bu sayede çok kuvvetli olan Na ve Cl arasındaki bağ su tarafından 80 kez zayıflatılır. Suda çözünmüş iyonlar hücre içine ya da dışına taşınabilir.

  • Kan dokunun büyük bir kısmını oluşturur ve maddelerin taşınmasında rol oynar.
  • Metabolizma sonucu oluşan birçok zararlı atığın seyreltilmesinden ve vücuttan atılmasında görev yapar.
  • Besinlerin sindirimine yardımcı olur.
  • Topraktaki maddelerin çözünmesini sağlayarak, bitkilerin ihtiyaç duydukları maddeleri kökleriyle almalarına yardımcı olur.

Su, + 4oC ‘de en yüksek özgül ağırlığa sahiptir. Su donarken, moleküller arasındaki mesafe büyür ve özgül ağırlık küçülür. Bunun biyolojideki en büyük önemi, tatlı sularda yaşayan hayvanların kışı donmadan geçirmelerini ve jeolojik devirlerdeki hayvanların bugüne kadar gelmelerini sağlamasıdır. Eğer suyun hacmi donma esnasında küçülseydi donan buz kütleleri aşağıda kalacak ve buradaki faunayı tahrip edecekti. Bunların yanı sıra su, hücre ve dokulara yapısal desteklik te sağlar. Otsu bitkilerin dik durmasında, göz küresinin şeklini muhafaza etmesinde, toprak solucanının hidrostatik iskelet yapısında su vazgeçilmezdir.

Asitler ve Bazlar

Su içerisinde çözündüğünde, H+iyonu veren bütün bileşikler asit özelliklidir. Turnusol kâğıdını maviden kırmızıya döndürür, dile dokunulduğunda ekşi tat verirler.

Bünyesinde C atomu içeren asitlerin çoğu organik (laktik asit, asetik asit), diğerleri ise inorganik (hidroklorik asit, sülfirik asit) tir.

Suda çözündüğü zaman OH-iyonu veren bileşikler baz özelliktedir.

Turnusol kâğıdını kırmızıdan maviye çevirirler. Organik bazlar bünyelerinde genel olarak karbon ve azot bulundururlar.

Bir çözeltideki hidrojen iyonlarının derişiminin eksi logaritması çözeltinin asitlik ya da bazlık derecesini verir. Asitlik ve bazlık derecesipHile belirtilir. pH, sıfır ile 14 arası değerler alır.

Nötr çözeltide pH değeri 7’dir. 7’den küçük değerler asitliği, büyük değerler ise bazlığı ifade eder.

İnsan vücudunda değişik bölgelerin hatta hücre içerisinde belli alanların pH değerleri birbirinden oldukça farklıdır. Homeostazi prensibi gereğince canlılığın devam edebilmesi için bu pH değerlerinin korunması şarttır. Çünkü özellikle enzimler, belirli pH değerlerinde çalışabilirler ve pH değişimlerinden çabuk etkilenirler.

Örneğin insan vücudunda mide özsuyunun pH değeri 3 civarında iken, ince bağırsakta bu değer 8,5 civarıdır. Kanın normal pH değeri ise 7,4 civarında olup bu değerden sapmalar ölümle sonuçlanabilir.

Kan pH değeri insanda özel bir mekanizmayla dengede tutulmaya çalışılır. Kanda bulunan karbonik asit kanın pH değeri yükseldiğinde iyonlaşarak ortamı H+iyonlarınca zenginleştirir. Yani kan pH değerini normal seviyeye düşürür.

Kanın pH değeri aside doğru kaydığında ise bikarbonat iyonları hidrojen iyonlarını tekrar kendisine bağlar.

Yani karbonik asit, kanın pH değeri düştüğünde H+alıcısı, yükseldiğinde ise H+vericisi olarak görev yapmaktadır. Böylece kanın pH değişimlerini tamponlar.

Asitlerle bazlar karıştırıldığında, asidin H+iyonu ile bazın OH-iyonu birleşerek bir molekül su açığa çıkarır. Asidin anyonu ile bazın katyonu ise birleşerek tuz oluşturur.

Hücre ve hücreler arası sıvıda çeşitli mineral tuzları bulunmaktadır.  Sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyum en önemli katyonları, klor, bikarbonat, fosfat ve sülfatlar ise en önemli anyonları oluşturmaktadır.

Mineraller

Organizmanın yapısında az bulunmasına rağmen (insanda yaklaşık % 5  ) canlılığın sürdürülmesi için gerekli olan maddelerdir. Hücrenin yapısına katılabilecekleri gibi düzenleyici rol de üstlenebilirler. Canlı vücudunda sentezlenemedikleri için tüm canlılar mineralleri doğadan hazır olarak alır.

Bazı önemli minerallerin vücuttaki işlevleri şöyle sıralanabilir.

Sodyum ( Na )

Kas liflerinin uyarılmasında, kalp ritminin düzenlenmesinde, sinirlerdeki iletimde önemli rol oynar.

Klor ( Cl )

Mide özsuyunun üretilmesinde, ağzı içi pH değerinin korunmasında, hormonların çalışmasında önemli role sahiptir.

Magnezyum ( Mg )

Bir insanın günlük gereksinimi 0,3 gram kadardır. Bir çok enzim tepkimesinin gerçekleşmesi için gereklidir. Vücuttaki magnezyumun %70’i kemiklerde depo edilmiş halde bulunduğundan eksiklik belirtileri ancak uzun süre alınmadığında ortaya çıkar.

Kalsiyum ( Ca )

Kasların kasılmasında, kalbin ve sinir hücrelerinin çalışmasında, hücreler arası iletişimde ve kanın pıhtılaşmasında önemli görevlere sahiptir. Bunun yanı sıra fosforla birlikte kemik ve dişlerin esas yapısını oluşturur.

Fosfor ( P )

ATP ve nükleik asitlerin yapısına katılması yönünden önemlidir.

Potasyum ( K )

İnsanın günlük gereksinimi yaklaşık 2 gram civarındadır. Sinirsel iletimde, kas kasılmasında, kalp ritminin düzenlenmesinde ve vücut sıvılarında asit baz dengesinin sağlanmasında önemli rolleri vardır.

Demir ( Fe )

Başta, oksijen taşımakla görevli hemoglobin molekülü olmak üzere bazı elemanların yapısına katılır. Eksikliğinde kansızlık (anemi  ) gözlenir.

Iyot ( I )

Tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir.

 

               

               

Tum Haklari Saklidir. 2015 Biyoloji Defteri design by Ahmet